Bilincin Biyolojik Temelleri

Bundan milyonlarca yıl önce dinozorların esrarengiz yok oluşundan sonra dünya tarihi insanoğlunun yeryüzündeki yerini alışına şahit oldu.O günden sonra dünyanın tek ve gerçek hakimi insan olacaktı.Biyoloji bilimi insanı hücresel boyutta hayvanlardan ayırmaz. Yani biyolojideki sınıfları sayarken bitkiler hayvanlar insanlar vs. demeyiz.

Biyoloji insanı da hayvan sınıfına dahil etmiştir.Bu doğru bir sınıflandırmadır çünkü genel olarak insanlar ve hayvanlar arasında bedensel işlev farklılığı neredeyse yoktur.İşte tam da bu noktada aklımıza kendimizi sormaktan alıkoyamadığımız bir soru gelmektedir.İnsanları hayvanlardan ayıran temel fark nedir ve bu farkın biyolojik temelinde ne yatıyor?

İnsan canlılık tarihindeki en gelişmiş modeldir.Bizi gelişmişlik sırasında en üste taşıyan temel fark düşünebiliyor olmamız,dürtülerimizle değil aklımızla hareket ediyor olmamız vs..Örnekler elbette çoğaltılabilir ama tüm bu farklılıkları tek kelimede toparlayacak olursak insanı en gelişmiş varlık haline getiren şey onun bilinçli bir canlı olmasıdır.Peki bilincimizi oluşturan biyolojik şey neydi? Bazı bilim adamları bilincimizin evrimsel süreçteki adaptasyonların bir ürünü olduğunu ileri sürdü.Bu yanlış bir teoriydi çünkü bilinç evrimsel bir süreç olmuş olsaydı bundan başka canlılarda muhtemelen etkilenirdi.Yani en büyük alışveriş merkezlerinde bir maymunun çocuğuna yeni giysiler almak için alışveriş yaptığını ya da bir sokak köpeğinin kahvede oturup insanlarla muhabbet ettiğini görme olasılığımız bu teoriyle olası bir durum haline gelmiş olacaktı.Peki bilinç evrimsel sürecin bir parçası değilse neydi ve nereden gelmişti? Bu tartışma 17. yüzyıl Fransa’sında Fransız filozof Descartes’in ortaya attığı farklı yapıda olma teorisiyle başladı ve günümüzde hala sürmektedir.

Descartes, beden ile zihnin tamamen farklı malzemelerden yapıldığını iddia ediyordu.Peki gerçekten durum böyle mi?Elbette Descartes yanılıyordu. Çünkü günümüzde yapılan tıbbi araştırma sonuçları beyinin de tıpkı vücudun diğer bölümlerinin olduğu gibi hücresel yapıda olduğunu göstermiştir.

Modern bilimi öncüleri bilincin biyolojik temellerini araştırırken sonunda bir çıkmaza düştüler ve bu onları sonunda insanlığı doğru bilgiye ulaştıracak bir yola itmiş oldu.Onlara göre bilincin biyolojik temellerini bulabilmek için sadece bilinçli bir insanı incelemek yetmez bunun yanında bilincini kaybetmiş bir insanın da incelenip her iki deneğin sonuç raporlarının karşılaştırılması gerekiyordu.Bu zekice bir fikirdi.Eğer olanı bulamıyorsak olmayanı bulmalıydık ve bilim adamları bilincini çeşitli nedenlerle kaybetmiş insanları araştırıp incelemeye başladılar.Sonuç tam bir hayal kırıklığıydı.Çünkü bilim adamlarının hesaba katmadığı bir şey vardı.Bilincini kaybetmiş insanların sinir hücreleri aşırı derecede yıpranmış veya zedelenmişti ve  bu durum da hücreler araştırma yapmaya uygun değildi.Bugün bile bizim neden bir bilincimizin olduğu ve aynı hücresel yapılara sahip olmamıza rağmen birçok hayvanın neden sadece hayvansı dürtülerle hareket ettikleri gizemini koruyan bir sır gibidir.