Dünyanın Derinliklerinde Neler Oluyor?

Pencerenizden dışarıya bir bakın. Dışarıda her biri farklı bir işle meşgul olan binlerce insan var ve hepsi farklı bir yere gidiyor öyle değil mi?Yıllar geçtikçe teknoloji bize kolaylık getirirken yavaş yavaş farkındalığımızı da alıp götürdü.Toplumun normal kesimleri sadece yaşamaya çalışan bireyler haline geldiler ve soru sormayı neredeyse unuttular.Az önce pencereden dışarı baktığınızda sadece işlerini yapmak için oradan oraya koşuşturan insanlar gördünüz.Peki sizce bu insanlar neyin üzerinde yürüdüklerini ya da bastıkları toprağın kilometrelerce altında neler olduğunu düşünüyorlar mıydı? Bu yazımda sizlerle bu konuda farkındalık ve fark sağlayacak birkaç bilgiyi paylaşacağım.Sizce dünyanın merkezinde ve yeryüzünün derinliklerinde neler oluyor?

Bir düşünün yer yüzünde yaşayan canlılar olarak yer altında yaşayan ve zaman zaman yer yüzüne çıkabilen solucan gibi canlıların var olduğunu biliyoruz. Peki hiç yer altında insanlar gibi kompleks yapıdaki canlıların yaşayabileceği ihtimalini düşündünüz mü?Yerin altında milyonlarca yıldır saklı kalmış yer altı şehirlerinin olabileceğini hiç düşündünüz mü?Bazı bilim adamları bu düşüncelere sıcak bakıyorlar.Hatta dünya yüzeyinin birkaç kilometre altına kadar inebilen bir mağarada yapılan araştırmalarda insan embriyosuna benzeyen mavi ve şeffaf bir sıvı içinde kusursuzca dondurulmuş canlıların bulunduğu iddia edildi.Bu konu hala gizemli duruşunu korumaktadır.

Yeryüzünün yaklaşık 6300 kilometre altında devasa bir ısı motoru gibi çalışan kayalar ve metaller vardır.Levhalar ise bu motordan yüzeye bilgi aktarıyor diyebiliriz.Levha tektoniği hakkında çalışan bilim adamları dünyanın iç yüzeyinin basit bir maketini yaptılar.Bu makete göre dünyanın içi tıpkı bir soğana benziyordu.Daha sonraki dönemlerde soğan modeli yeni eklemelerle varlığını korumuştur.İç işleyişler,yani dünyamızın yer altında işlerin nasıl yürüdüğü ile ilgili öne çıkan resim, dünyayı 670 kilometre derinlikten başlayarak çekirdekle birlikte üç tabakalı bir makine biçiminde gösteriyordu.670 kilometre bilim adamlarının koyduğu sınır bir rakamdı ve 670 kilometrenin üstünde manto tıpkı bir cezvede kaynayan su gibi yavaş yavaş fokurduyordu.Fakat bunlar yalnızca tahminlerden ibaretti.,

İnsanlar görmedikleri ve dokunamadıkları şeyler hakkında bilim yapma ve %100 netlikte yorumlama yeteneğine sahip değildir.Örneğin bir kol saati düşünün,saatin kaç olduğunu sorarsak bilirsiniz fakat saatin nasıl çalıştığını sorarsak muhtemelen bu soruya verebilecek bir cevabınız olmayacak.Çünkü saati çalıştıran mekanizmayı görmüyorsunuz ve onun hakkında bilgi sahibi değilsiniz.İşte yeraltı da tıpkı bu kol saati gibidir.Ancak ulaşabildiğimiz kadarı hakkında bir şeyler söyleyebiliriz.Kim bilir belki de yerin altında hiç tanımadığımız genetik akrabalarımız yıllardır bizlere komşuluk yapıyorlardır.Yada yerin altı tamamen kaya ve metallerle doludur.Zamanla bilim ve teknolojinin eli daha aşağılara uzanacak ve bizler bu konu hakkında daha çok bilgi sahibi olacağız.